Esasen bilindiği üzere, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında hizmet tespiti davalarında işçinin çalıştığı ücretin belirlenmesi bakımından yazılı delille ispat kurallarına önem verilmektedir. Nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun 2005/21-409 E., 2005/413 K.; 20.10.2010 gün ve 2010/10-480 E., 2010/523 K.; 19.10.2011 gün ve 2011/10-608 E., 2011/649 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 288. maddesinde düzenlenen ve bugün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 200. maddesinde karşılığını bulan yazılı delille ispat sınırlarını aşan ücret iddialarının yazılı delille kanıtlanması gerekmektedir.
Buna göre, ücret miktarı HUMK’un 288. maddesinde, bugün ise HMK’nın 200. maddesinde belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuken geçerli şekilde düzenlenmiş olmak kaydıyla, işçinin imzasını taşıyan aylık ücreti gösteren makbuzlar, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları ve benzeri belgelerle ispatlanması mümkündür.
Bununla birlikte, yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktarlar bakımından tanık deliline başvurulabileceği gibi, miktar bu sınırı aşsa dahi çalışmanın öncesine ve sonrasına ilişkin olarak yazılı delil başlangıcı niteliğinde belgelerin bulunması halinde tanık dinlenmesi de mümkündür. Bu husus, 1086 sayılı HUMK’un 292. maddesinde, bugün ise HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen yazılı delil başlangıcına ilişkin hükümler çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Ancak burada özellikle üzerinde durulması gereken husus, işçinin gerçek ücretinin belirlenmesi konusunda alacak davalarında kabul edilen ispat kolaylığının hizmet tespiti davalarında da mümkün olduğunca gözetilmesi gerektiğidir.
Zira işçi, işveren karşısındaki ekonomik ve hukuki açıdan güçsüz konumu nedeniyle çalışma ilişkisi devam ederken gerçek ücretini ortaya koyabilecek yazılı delilleri elde etmekte çoğu zaman ciddi güçlüklerle karşılaşmaktadır. İşveren tarafından düzenlenen bordroların gerçek ücreti göstermemesi, ücretin bir bölümünün elden ödenmesi veya sigorta bildirimlerinin gerçek ücret üzerinden yapılmaması halinde, işçinin yazılı delil sunarak gerçek ücretini ispatlaması fiilen son derece güç hale gelmektedir.
Bu nedenle, alacak davalarında işçinin ücretinin belirlenmesinde başvurulan tanık anlatımları, emsal ücret araştırması ve işin niteliği ile çalışma koşullarının birlikte değerlendirilmesine dayalı ispat yöntemlerinin, hizmet tespiti davalarında da gerektiğinde dikkate alınması büyük önem taşımaktadır.
Aksi yöndeki yaklaşım, kayıt dışı çalıştırılan işçiyi iki kez mağdur eden bir sonuç doğurmaktadır.
Zira sigortasız veya gerçek ücretinden daha düşük ücret üzerinden bildirilen işçi, öncelikle hizmetlerinin tespiti amacıyla dava açmak zorunda kalmakta; bu davada ise gerçek ücretini de ispat etmesi beklenmektedir. İşçinin elinde yazılı delil bulunmadığı takdirde, çoğu zaman yalnızca asgari ücret üzerinden hizmet süresinin tespitiyle yetinilmektedir.
Daha da önemlisi, hizmet tespiti davasında belirlenen ücretin kesin hüküm haline gelmesi durumunda, daha sonra açılacak işçilik alacakları davasında aynı ücretin esas alınması gerektiği kabul edilmektedir. Böylece hizmet tespiti davasında gerçek ücretin ispat edilememesinden kaynaklanan sonuç, yalnızca sosyal güvenlik hakları bakımından değil; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, yıllık izin ve diğer işçilik alacaklarının miktarı bakımından da işçinin aleyhine sonuç doğurmaktadır.
Başka bir anlatımla, işçinin yıllarca çalışmasına rağmen hizmet tespiti davasında gerçek ücretini ortaya koyamaması, sonraki alacak davasında da düşük ücret üzerinden hesaplama yapılmasına neden olabilmektedir.
Bu durum, özellikle uzun yıllar çalışan işçinin hak ettiği işçilik alacaklarının son derece düşük miktarlara gerilemesine ve emeğinin karşılığının önemli ölçüde kaybolmasına yol açmaktadır.
Elbette hizmet tespiti davalarında ücretin belirlenmesine ilişkin usul kurallarının göz ardı edilmesi gerektiği söylenemez. Ancak hizmet tespiti davasının niteliği, işçinin delillere ulaşma konusundaki güçsüz konumu ve bu davada belirlenen ücretin daha sonra açılacak işçilik alacakları davasına doğrudan etkisi birlikte değerlendirildiğinde, ücretin gerçek miktarının ortaya çıkarılmasına yönelik daha etkin bir ispat yaklaşımının benimsenmesi gerektiği kanaatindeyiz.
Özellikle hizmet tespiti davasında ücretin asgari ücret olarak belirlenmesi ve bu kararın kesinleşmesinden sonra açılan alacak davasında gerçek ücret iddiasının kesin hüküm engeline takılması, uygulamada işçinin önemli hak kayıplarına uğramasına neden olmaktadır.
Bu nedenle, aşağıda yer verilen Yargıtay kararları, hizmet tespiti davasında belirlenen ücretin daha sonra açılan işçilik alacakları davasına etkisini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Kanaatimizce, bu yaklaşımın işçinin gerçek ücretinin belirlenmesi konusunda ortaya çıkardığı sonuçların ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Aşağıda, eleştirdiğimiz Yargıtay kararlarının bir kısmına yer verilmiştir.
“Davacının çalıştığı sürelerin belirlenmesi amacıyla açtığı hizmet tespiti davasında davacının ücretinin bildirilen ücret olduğu, bildirim yapılmayan dönemlerde asgari ücretle çalıştığı kabul edilerek hüküm kurulması ve bu karar Yargıtay 10 Hukuk Dairesi tarafından onanmıştır. Kesinleşen mahkeme kararına rağmen ücretin davacının ileri sürdüğü miktar olduğu kabul edilerek yapılan hesaplamaya itibar edilerek hüküm kurulması hatalıdır. 9. HD. 2006/5587 E. 2006/26880 K. 11.10.2006”
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, iş akdinin işçi tarafından haklı olarak feshedildiği iddiasına dayalı işçilik alacakları istemine ilişkindir. Mahkemece, tanık beyanları esas alınarak işçinin aylık ücretinin 270.0. 000 TL. olduğu kabul edilmiştir. Özel Dairece, davacı tarafından daha önce açılıp kesinleşen ücret konusundaki kararın mahkemeyi bağlayacağı gerekçesi ile hüküm bozulmuştur. Dosya kapsamına göre, davacı tarafından bu davadan önce Kartal l.İş Mahkemesinin 14.10.2003 gün ve 2001/400 E. ve 2003/424 K. sayılı dosyasında hizmet tespiti davası açıldığı, bıı davanın tarafları ile görülmekle olan davanın taraflarının aynı olduğu, davalı Suat Önder’in o davada “davacı işçinin ücretinin SSK’na bildirilen ücret olduğu, bildirimi yapılmayan dönemlerde ise ücretin asgari ücret olduğu” husususun saptandığı ve taraflar arasındaki bu konunun kesin hüküm halini aldığı anlaşılmaktadır. Hizmet tespiti dosyasında 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 77 ve 79.maddeleri uyarınca davacının aylık ücretinin belirlenmesi yönündeki bu hüküm tarafları bağlar. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237 ve 295.maddelerine göre kesin hüküm tarafları bağlayan bir olumsuz dava şartı olup ve yargılamanın her aşamasında mahkemece re’sen gözetilmesi gerekir. Kesin hüküm bulunan bir konuda, bu yönün doğruluğunun yeniden inceleme ve araştırma konusu yapılmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla, hizmet tespiti davasında davacının aldığı aylık ücret saptanıp kesinleştiğinden, artık buradaki miktarların esas alınmasında zorunluluk bulunmaktadır. YHGK.’nun 11.07.2007 gün ve 2007/21-542 Esas ve 2007/549 Karar sayılı ilamı da bu görüşümüzü doğrulamaktadır. Hal böyle olunca bu yöne işaret eden bozma kararma uyulmak gerekirken önceki hükümde direnilmesi hatalı olmuştur. Direnme kararı bozulmalıdır. HGK. 2008/9-142 E. 2008/127 K 13.02.2008
Taraflar arasında görülen hizmet tespiti davası sonucunda Kadıköy 3. İş Mahkemesinin 14.12.2010 tarih ve 2007/85 -2010/1062 E. – K. Kararı ile “… Davacının davalıya ait iş yerlerinde 01.12.1996 – 15.07.2006 tarihleri arasında kesintisiz ve aralıksız olarak çalıştığı anlaşıldığından; 01.12.1996 – 07.12.1996 tarihleri arasında 7 gün, 01.02.1997 -01.12.1997 tarihleri arasında 300 gün, 11. 06.1999- 28.11.2000 tarihleri arasında 527 gün, 05.03.2001- 01.12.2001 tarihleri arasında 265 gün, 01.04.2002 – 15.07.2006 tarihleri arasında 1545 gün eksik bildirilen günlerde kesintisiz ve aralıksız olarak asgari ücret ile çalıştığının TESPİTİNE,…” karar verildiği iş bu kararın ise Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 10.4.2012 tarih ve 2011/468 – 2012/7057 E. – K. Saylı ilamıyla onamasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Anılan bu kararla birlikte işçiye ödenen aylık ücretin miktarı kesinleşmiş yargı kararı ile asgari ücret olarak belirlenmiş iken yazılı gerekçe ile davacının 1500,00 TL ücret aldığından hareketle dava konusu alacak kalemlerinin hesap edilmesi isabetsizdir. 7. HD. 2013/4263 E. 2013/10744 K. 10.06.2013
Somut olayda, davacı davalı yanında 600.00-TL ücretle çalıştığım ileri sürmüştür. Kesinleşen hizmet tespiti dosyasında ise davacının 01.05.2004- 08.08.2006 tarihleri arası günlük 17.70 lira ücretle çalıştığının tespitine karar verilmiştir. Anılan dosyada ücretin miktarı da belirlendiğinden mahkemece bu ücrete değer verilerek hesaplama yapılması gerekirken davacının iddiasına itibar edilerek hesaplanan miktara karar verilmesi isabetsizdir. 9. HD. 2012/11157 E. 2014/16424 K. 22.05.2014
Somut olayda, davacı, bekçi olarak çalışmakta olup işverence asgari ücret üzerinden ödemeleri yapılmıştır. Tanıklarda davacının asgari ücretle çalıştığını beyan etmişlerdir. Daha önce davacı tarafından Adana 5. İş Mahkemesinin 2011/633 Esas sayılı dosyasında da bilirkişi raporunda davacının asgari ücretle çalıştığı kabulü ile hesaplama yapılmıştır. Mahkemece, davacının asgari ücretle çalıştığının kabulü gerekirken davacının sunduğu inşaat işçilerinin ücretleri emsal olarak alınıp buna göre günlük 45,00 TL ücret aldığının kabulü ile yapılan hesabı hükme esas alması hatalı olup bozma nedenidir. 7. HD. 2013/19371 E. 2014/544 K. 17.01.2014