ÖLÜMLÜ VE YARALANMALI TRAFİK KAZALARINDA ZAMANAŞIMI

TEK TARAFLI TRAFİK KAZALARINDA DESTEK VE BEDENSEL ZARARLARDA ZAMANAŞIMI

I. GİRİŞ

Trafik kazalarından doğan maddi ve manevi tazminat taleplerinde zamanaşımı, uygulamada son derece önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Özellikle tek taraflı trafik kazalarında, kazada hayatını kaybeden kişinin desteğinden yoksun kalanların veya yaralanan kişilerin hangi zamanaşımı süresine tabi oldukları konusunda farklı hukuki değerlendirmeler yapılabilmektedir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. maddesi, motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin taleplerde zamanaşımını düzenlemektedir.

Buna göre, motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde kaza gününden itibaren on yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Ancak kazanın aynı zamanda bir suç oluşturması ve ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresinin öngörülmesi halinde, 2918 sayılı Kanun'un 109. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza zamanaşımı süresi uygulanır.

Dolayısıyla burada temel sorun, her trafik kazasında otomatik olarak uzamış ceza zamanaşımının uygulanıp uygulanmayacağıdır.


II. TEK TARAFLI KAZA VE UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI

Bir trafik kazasının tek taraflı olması, tek başına uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasına engel olmadığı gibi, tek başına uygulanması sonucunu da doğurmaz.

Önemli olan, somut olayda ceza hukuku anlamında bir suçun bulunup bulunmadığıdır.

Örneğin;

  • araçta yalnızca sürücünün bulunması,

  • sürücünün kazada hayatını kaybetmesi,

  • başka bir kişinin ölmemesi veya yaralanmaması,

  • kazanın başka bir kişinin kusurlu eyleminden kaynaklandığının ortaya konulamaması

halinde, somut olayda cezai sorumluluğu bulunan bir kişinin ve buna bağlı olarak soruşturulacak bir suçun bulunup bulunmadığı öncelikle değerlendirilmelidir.

Eğer olayın yalnızca sürücünün kendi kusurundan kaynaklandığı ve üçüncü bir kişinin cezai sorumluluğunu gerektiren bir eylem bulunmadığı kesin olarak ortaya konulmuşsa, KTK m.109/2'de düzenlenen uzamış ceza zamanaşımının sırf kazanın meydana gelmiş olması nedeniyle uygulanması mümkün değildir.

Bu durumda KTK m.109/1'deki zamanaşımı hükümleri uygulanacaktır.

Ancak kazanın oluşumunda işletenin, araç malikinin, işverenin, bakım ve servis yükümlüsünün veya başka bir üçüncü kişinin kusurlu eylemi bulunduğu iddia ediliyorsa, olayın ceza hukuku bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekir.


III. SADECE SÜRÜCÜNÜN ÖLDÜĞÜ TEK TARAFLI KAZALAR

Araçta yalnızca sürücünün bulunduğu ve sürücünün kazada hayatını kaybettiği tek taraflı kazalarda, ölen sürücünün desteğinden yoksun kalan kişilerin tazminat talepleri bakımından öncelikle kazanın meydana gelmesinde başka bir kişinin kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

Örneğin;

  • aracın bakımının zamanında yapılmaması,

  • fren sisteminin arızalı olması,

  • lastiklerin güvenli kullanım şartlarını taşımaması,

  • direksiyon veya süspansiyon sistemindeki teknik arıza,

  • aracın aşırı veya mevzuata aykırı yüklenmesi,

  • aracın teknik şartlara aykırı biçimde trafiğe çıkarılması,

  • işverenin gerekli bakım ve denetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi

gibi nedenler kazanın meydana gelmesine etkili olmuşsa, yalnızca kazanın “tek taraflı” olması nedeniyle üçüncü kişilerin hukuki ve cezai sorumluluğu göz ardı edilemez.

Bu nedenle tek taraflı kaza dosyalarında kaza tespit tutanağı, trafik bilirkişi raporu, ceza soruşturması, adli muayene ve otopsi belgeleri, araç servis ve bakım kayıtları, araç muayene kayıtları ve gerektiğinde makine mühendisi bilirkişi incelemesi birlikte değerlendirilmelidir.


IV. İKİ YILLIK ZAMANAŞIMI VE SİGORTACIYA BAŞVURU

KTK m.109/1 uyarınca motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazmini istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl, her hâlde kaza gününden itibaren on yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Bu nedenle uzamış ceza zamanaşımının uygulanmadığı bir tek taraflı kazada, destekten yoksun kalma veya diğer maddi zarar talepleri bakımından KTK m.109/1'deki süreler dikkate alınmalıdır.

Bununla birlikte, burada önemli bir ayrım yapmak gerekir:

Sigortacıya başvuru yapmak ile zamanaşımını kesmek aynı hukuki sonuç değildir.

Sigortacıya başvuru, özellikle zorunlu mali sorumluluk sigortası bakımından dava öncesi yerine getirilmesi gereken usulî şartlar bakımından önem taşımaktadır.

Ancak yalnızca sigorta şirketine başvurulmuş olması, her somut olayda ve kendiliğinden KTK m.109 anlamındaki zamanaşımının kesildiği sonucunu doğurmaz.

Bu nedenle hak sahiplerinin yalnızca sigorta şirketine yaptıkları başvuruya güvenerek zamanaşımı süresinin sınırsız biçimde durduğunu veya kesildiğini kabul etmeleri doğru değildir.

Zamanaşımının kesilmesi veya durması bakımından Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri ile somut olayda gerçekleşen dava, takip, ikrar, kısmi ödeme ve benzeri hukuki işlemler ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu ayrım, uygulamada son derece önemlidir.


V. SİGORTACININ İKİ YILLIK SÜRENİN SONUNA KADAR ÖDEME YAPMAMASI

Hak sahibinin süresi içinde sigorta şirketine başvurmasına rağmen sigorta şirketinin tazminat ödemesini geciktirmesi halinde, sigorta şirketinin bu davranışının zamanaşımı bakımından doğurduğu sonuç ayrıca değerlendirilmelidir.

Sigortacının;

  • eksik belge istemesi,

  • sürekli yeni belge talep etmesi,

  • dosyayı sonuçlandırmaması,

  • eksper incelemesini gereksiz yere uzatması,

  • tazminat miktarını belirlemeyi geciktirmesi

gibi işlemleri, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Ancak hak sahibinin yalnızca “sigorta şirketine başvurdum” demesi, zamanaşımının kesin olarak kesildiği anlamına gelmez.

Bu nedenle hak sahibinin zamanaşımı süresi içerisinde dava veya icra takibi gibi zamanaşımına etkili hukuki yollara başvurup başvurmadığı ayrıca incelenmelidir.

Başka bir ifadeyle, sigorta şirketinin ödeme yapmaması hak sahibinin dava açma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.


VI. KAZADA SÜRÜCÜNÜN VE YOLCUNUN BİRLİKTE ÖLMESİ

Tek taraflı trafik kazasında hem sürücünün hem de araçta bulunan yolcuların hayatını kaybetmesi halinde, her bir hak sahibinin talebinin hukuki dayanağı ayrıca belirlenmelidir.

Örneğin sürücünün kusurlu olduğu bir kazada araçta bulunan yolcunun ölmesi halinde, ölen yolcunun desteğinden yoksun kalanlar yönünden sürücünün kusurundan kaynaklanan ölüm nedeniyle ceza hukuku bakımından suç oluşabilir.

Bu durumda KTK m.109/2 hükmü gündeme gelebilecektir.

Burada önemli olan husus, kazanın tek taraflı olması değil, kazanın bir suç oluşturup oluşturmadığıdır.

Dolayısıyla “tek taraflı kaza olduğu için uzamış ceza zamanaşımı uygulanmaz” şeklindeki genel bir kabul de doğru değildir.


VII. ÖLEN YOLCUNUN DESTEĞİNDEN YOKSUN KALANLARIN DURUMU

Araç içerisinde yolcu olarak bulunan üçüncü kişinin hayatını kaybetmesi halinde, ölen yolcunun desteğinden yoksun kalanlar tarafından;

  • işletene,

  • sürücüye,

  • sorumluluğu bulunan diğer kişilere,

  • zorunlu mali sorumluluk sigortacısına

karşı tazminat talebinde bulunulabilir.

Kazanın oluşumunda taksirle öldürme suçunun unsurlarının bulunduğunun kabul edilmesi halinde, KTK m.109/2'nin yollamasıyla ceza zamanaşımı hükümleri gündeme gelir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesindeki süreler bakımından, suçun niteliği ve kanunda öngörülen ceza miktarı belirleyici olacaktır.

Bu nedenle yalnızca “ölüm meydana geldi” denilerek doğrudan 15 yıllık sürenin uygulanması da teknik olarak doğru değildir.

Öncelikle somut olayda hangi suçun oluştuğu belirlenmeli, daha sonra o suç bakımından TCK m.66'daki zamanaşımı süresi saptanmalıdır.


VIII. YARALANMA HALİNDE ZAMANAŞIMI

Tek taraflı trafik kazasında araç içerisinde bulunan üçüncü kişinin ölmemesi ancak bedensel zarara uğraması halinde de benzer bir değerlendirme yapılmalıdır.

Eğer sürücünün, işletenin veya başka bir sorumlunun eylemi taksirle yaralama suçunu oluşturuyorsa, KTK m.109/2 uyarınca ceza zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağı gündeme gelecektir.

Ancak burada da doğrudan ve her olayda “sekiz yıllık zamanaşımı uygulanır” şeklinde mutlak bir sonuç çıkarılmamalıdır.

Ceza zamanaşımı süresi;

  • yaralanmanın niteliğine,

  • suçun kanuni unsurlarına,

  • mağdur sayısına,

  • suçun nitelikli hâllerinin bulunup bulunmadığına,

  • uygulanacak ceza hükmüne

göre belirlenmelidir.

Dolayısıyla zamanaşımı hesabı yapılırken öncelikle ceza hukukundaki suç vasfı belirlenmelidir.


IX. SÜRÜCÜ VEYA İŞLETENİN KUSURU SONUCU ARAÇTAKİ YAKININ ÖLMESİ

Özellikle ailelerin karıştığı tek taraflı trafik kazalarında sık karşılaşılan bir başka durum, sürücünün veya işletenin kusuru sonucunda araçta bulunan eş, çocuk, anne, baba veya başka bir yakının hayatını kaybetmesidir.

Örneğin sürücünün tamamen veya kısmen kusurlu olduğu bir kazada, araçta yolcu olarak bulunan eşi veya çocuğu hayatını kaybetmiş olabilir.

Bu durumda ölen kişinin desteğinden yoksun kalan kişiler, kazanın diğer sorumlularına ve şartları mevcutsa sigortacıya karşı tazminat talebinde bulunabilirler.

Eğer olay, sürücünün kusurlu hareketi nedeniyle taksirle öldürme suçunu oluşturuyorsa, KTK m.109/2 kapsamında ceza zamanaşımının uygulanması gündeme gelecektir.

Dolayısıyla sürücünün kendi ölümünden farklı olarak, araçta bulunan üçüncü kişinin ölümü halinde somut olayın ceza hukuku boyutu ayrıca önem kazanmaktadır.


X. TEKNİK ARIZA NEDENİYLE MEYDANA GELEN TEK TARAFLI KAZALAR

Tek taraflı trafik kazalarında en önemli sorunlardan biri de kazanın araçtaki teknik arızadan kaynaklanmasıdır.

Örneğin;

  • fren sisteminin çalışmaması,

  • lastiğin patlaması,

  • direksiyon sisteminin kilitlenmesi,

  • rot veya süspansiyon sisteminin kopması,

  • aracın elektrik veya elektronik sistemindeki ciddi arıza,

  • motor veya aktarma organlarındaki mekanik arıza

kazanın meydana gelmesine neden olmuş olabilir.

Bu durumda “araç arızalandı ve kaza meydana geldi” şeklindeki basit bir açıklama hukuken yeterli değildir.

Asıl araştırılması gereken husus, bu teknik arızanın neden meydana geldiği ve arızanın meydana gelmesinde sorumluluğu bulunan kişinin olup olmadığıdır.


XI. TEKNİK ARIZA HER ZAMAN BEKLENMEYEN BİR OLAY DEĞİLDİR

Uygulamada “teknik arıza” kavramının bazen kazanın tüm hukuki sonuçlarını ortadan kaldıran bir nedenmiş gibi kullanıldığı görülmektedir.

Oysa teknik arızanın niteliği ayrıca araştırılmalıdır.

Örneğin;

  • fren balatalarının aşırı derecede aşınmış olması,

  • lastiklerin kullanım ömrünü doldurmuş olması,

  • gerekli periyodik bakımın yapılmaması,

  • aracın fren sisteminin kontrol edilmemesi,

  • direksiyon veya süspansiyon sistemindeki arızanın daha önce bilinmesine rağmen giderilmemesi,

  • aracın teknik açıdan güvenli olmadığı bilinmesine rağmen trafiğe çıkarılması

halinde ortaya çıkan arızanın “kaçınılmaz ve öngörülemeyen bir teknik arıza” olarak kabul edilmesi mümkün olmayabilir.

Bu gibi durumlarda işletenin bakım, gözetim ve denetim yükümlülüğü üzerinde durulmalıdır.


XII. İŞLETME KUSURU VE TAKSİR

Araçların düzenli bakımının yapılmaması, teknik eksikliklerin giderilmemesi veya trafik güvenliği bakımından kullanılması sakıncalı hale gelmiş araçların trafiğe çıkarılması, somut olayın özelliklerine göre işletme kusuru oluşturabilir.

Ancak burada da hukuki değerlendirme dikkatle yapılmalıdır.

Bir teknik arızanın bulunması tek başına “kesinlikle taksirli suç vardır” sonucunu doğurmaz.

Ceza sorumluluğunun ortaya çıkabilmesi için;

  1. hukuken korunması gereken bir dikkat ve özen yükümlülüğünün bulunması,

  2. bu yükümlülüğe aykırı davranılması,

  3. meydana gelen sonuç ile bu davranış arasında uygun nedensellik bağının bulunması,

  4. fail bakımından taksir koşullarının gerçekleşmesi

gerekir.

Dolayısıyla teknik arızanın kaynağı, arızanın önceden bilinip bilinmediği, bakım yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği ve arızanın kaza ile illiyet bağı, bilirkişi incelemesi ve diğer delillerle ortaya konulmalıdır.


XIII. KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU'NUN TEKNİK ŞARTLARA İLİŞKİN HÜKÜMLERİ

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, araçların teknik bakımdan karayolu trafiğine uygun durumda bulundurulmasını zorunlu kılan çeşitli hükümler içermektedir.

Özellikle KTK'nın araçların yapım, kullanım ve teknik şartlarına ilişkin düzenlemeleri ile araçların teknik şartlara uygun durumda bulundurulmasına yönelik hükümleri, işletenin yükümlülükleri bakımından önem taşımaktadır.

Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, bir aracın trafik güvenliğini tehlikeye sokacak teknik eksikliklerle trafiğe çıkarılması halinde, somut olayın koşullarına göre işletenin hukuki ve hatta cezai sorumluluğunun gündeme gelebileceği açıktır.

Bununla birlikte, yalnızca KTK'nın teknik düzenlemelerine aykırılık bulunması, her olayda otomatik olarak taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçunun oluştuğu anlamına gelmez.

Suçun oluşup oluşmadığı, ceza hukuku kuralları çerçevesinde ayrıca belirlenmelidir.


XIV. TEKNİK ARIZANIN ÜRETİM HATASINDAN KAYNAKLANMASI

Teknik arızanın kaynağı bakım eksikliği değil de üretim hatası ise hukuki değerlendirme farklılaşabilir.

Örneğin;

  • fren sistemindeki üretim hatası,

  • direksiyon mekanizmasındaki üretim kusuru,

  • lastikteki üretim hatası,

  • elektronik kontrol sistemindeki üretim kaynaklı arıza

kazaya neden olmuş olabilir.

Bu durumda araç işleteninin sorumluluğunun yanında, olayın niteliğine göre üretici, ithalatçı, servis veya diğer sorumluların hukuki sorumluluklarının da araştırılması gerekebilir.

Üretim hatasının aynı zamanda ceza hukuku bakımından sorumluluk doğurup doğurmadığı ise ayrıca incelenmelidir.

Özellikle üretici veya servis tarafından bilinen bir güvenlik probleminin giderilmemesi, gerekli uyarıların yapılmaması veya güvenli olmadığı bilinen bir aracın piyasada tutulmaya devam edilmesi halinde, somut olayın özelliklerine göre ceza hukuku bakımından farklı sorumluluklar gündeme gelebilir.


XV. UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASINDA TEMEL ÖLÇÜT

Trafik kazalarında uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasında temel ölçüt, kazanın tek taraflı veya çift taraflı olması değildir.

Asıl ölçüt;

“Kaza nedeniyle ceza hukuku anlamında bir suç oluşmuş mudur?”

sorusudur.

Eğer suç oluşmuş ve suç bakımından uygulanacak ceza zamanaşımı süresi KTK m.109/1'deki süreden daha uzun ise, KTK m.109/2 gereğince uzun ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gündeme gelir.

Bu nedenle;

Tek taraflı kaza = iki yıl

veya

Tek taraflı kaza = mutlaka uzamış ceza zamanaşımı

şeklindeki iki yaklaşım da eksiktir.

Somut olayın;

  • kusur,

  • suç,

  • illiyet,

  • zarar,

  • sorumlular

yönlerinden ayrı ayrı incelenmesi gerekir.


XVI. DESTEK TAZMİNATI TALEPLERİNDE ÖZEL DEĞERLENDİRME

Ölümle sonuçlanan trafik kazalarında destekten yoksun kalma tazminatı, ölen kişinin yakınlarının uğradığı ekonomik zararın giderilmesine yöneliktir.

Bu nedenle ölen kişinin sürücü olması veya yolcu olması tek başına belirleyici değildir.

Belirleyici olan;

ölüm sonucundan hukuken sorumlu bir kişi bulunup bulunmadığı ve bu kişinin eyleminin zamanaşımı bakımından hangi hukuki rejime tabi olduğudur.

Örneğin yalnızca sürücünün öldüğü ve sürücünün kusurunun dışında herhangi bir sorumluluk bulunmadığı bir kazada, ölen sürücünün yakınlarının sırf ölüm olayı gerçekleştiği için sürücünün kendi kusuruna dayanarak üçüncü kişilere karşı tazminat talep etmeleri mümkün değildir.

Buna karşılık, kazanın aracın bakımından sorumlu kişinin ihmali, işverenin kusuru, üretim hatası veya başka bir üçüncü kişinin kusurlu davranışı nedeniyle meydana geldiği belirlenirse, destekten yoksun kalanların bu kişilere ve şartları mevcutsa ilgili sigortacılara yönelttikleri talepler farklı bir hukuki zemine oturacaktır.


XVII. ZAMANAŞIMI İTİRAZI HAKKINDA MAHKEMENİN YAPMASI GEREKEN İNCELEME

Bir trafik kazasına ilişkin davada davalı taraf zamanaşımı def'inde bulunduğunda, mahkeme yalnızca kaza tarihine bakarak karar vermemelidir.

Öncelikle;

  1. Kaza tarihi,

  2. Zararın öğrenildiği tarih,

  3. Tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarih,

  4. Kazanın suç oluşturup oluşturmadığı,

  5. Suçun niteliği,

  6. Ceza soruşturmasının veya kovuşturmasının bulunup bulunmadığı,

  7. Uygulanabilecek ceza zamanaşımı süresi,

  8. Sigorta şirketine yapılan başvurunun tarihi,

  9. Dava veya icra takibinin tarihi,

  10. Zamanaşımını kesen veya durduran hukuki işlemlerin bulunup bulunmadığı

ayrıntılı biçimde araştırılmalıdır.

Özellikle teknik arıza iddiası bulunan dosyalarda, zamanaşımı değerlendirmesinden önce kazanın gerçek nedeninin belirlenmesi önem taşımaktadır.


XVIII. TEKNİK ARIZA İDDİASINDA BİLİRKİŞİ İNCELEMESİNİN ÖNEMİ

Tek taraflı kazalarda “teknik arıza” iddiası varsa, salt trafik kaza tutanağıyla sonuca gidilmesi çoğu zaman yeterli olmayabilir.

Mahkemece gerektiğinde;

  • makine mühendisi,

  • otomotiv mühendisi,

  • trafik uzmanı,

  • gerektiğinde adli tıp uzmanı

bilirkişilerden oluşan heyet aracılığıyla inceleme yaptırılmalıdır.

Bilirkişi heyetince özellikle;

Arızanın kaynağı nedir?

Arıza kaza öncesinde mevcut mudur?

Arıza kullanıcı hatasından mı kaynaklanmıştır?

Periyodik bakım zamanında yapılmış mıdır?

İşletenin bakım ve gözetim yükümlülüğü yerine getirilmiş midir?

Arıza önceden tespit edilebilir nitelikte midir?

Arıza kazaya doğrudan etkili olmuş mudur?

Araç teknik olarak trafiğe çıkmaya elverişli midir?

sorularına cevap verilmelidir.

Bu soruların cevapları aynı zamanda ceza hukuku bakımından taksir bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde de önem taşır.


XIX. ZAMANAŞIMI BAKIMINDAN CEZA DOSYASININ ÖNEMİ

Trafik kazasının ceza soruşturmasına konu olması halinde, soruşturma ve kovuşturma dosyasındaki belgeler hukuk davası bakımından büyük önem taşıyabilir.

Özellikle;

  • kusur raporları,

  • bilirkişi raporları,

  • otopsi raporu,

  • kaza tespit tutanağı,

  • araç inceleme raporları,

  • teknik arıza tespitleri,

  • tanık anlatımları,

  • savcılık soruşturma belgeleri

kazanın hukuki niteliğinin belirlenmesinde kullanılabilir.

Bu nedenle hukuk mahkemesince, zamanaşımı konusunda karar verilmeden önce kazaya ilişkin ceza soruşturması veya kovuşturması bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa dosyanın getirtilerek değerlendirilmesi önem taşımaktadır.


XX. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Tek taraflı trafik kazalarında zamanaşımı konusunda yapılacak hukuki değerlendirmede, kazanın yalnızca “tek taraflı” olması belirleyici değildir.

Esas mesele, kazanın bir suç oluşturup oluşturmadığı ve bu suç nedeniyle daha uzun bir ceza zamanaşımı süresinin bulunup bulunmadığıdır.

Yalnızca sürücünün bulunduğu ve sürücünün hayatını kaybettiği, üçüncü bir kişinin kusurlu eyleminin veya cezai sorumluluğunun bulunmadığı kazalarda, KTK m.109/2'deki uzamış ceza zamanaşımının uygulanması için gerekli koşullar oluşmayabilir.

Buna karşılık;

  • araçtaki yolcunun ölmesi,

  • araçtaki üçüncü kişinin yaralanması,

  • aracın bakımının yapılmaması,

  • aracın teknik olarak trafiğe elverişsiz durumda bulunması,

  • işveren veya işletenin bakım ve denetim yükümlülüğünü ihlal etmesi,

  • üretim veya servis kaynaklı bir kusurun kazaya neden olması

gibi durumlarda, olayın ceza hukuku bakımından suç oluşturup oluşturmadığı ayrıca araştırılmalıdır.

Eğer somut olayda taksirle öldürme veya taksirle yaralama gibi bir suçun unsurları gerçekleşmişse ve bu suç için öngörülen ceza zamanaşımı KTK m.109/1'deki süreden daha uzun ise, KTK m.109/2 uyarınca uzamış ceza zamanaşımının uygulanması gündeme gelecektir.

Bu nedenle trafik kazalarından doğan tazminat davalarında zamanaşımı incelemesi, yalnızca takvim hesabından ibaret değildir. Zamanaşımı hesabının doğru yapılabilmesi için öncelikle kazanın oluş nedeni, kusurun kaynağı, suçun niteliği ve sorumluların kimler olduğu belirlenmelidir.

Özellikle “teknik arıza” olarak nitelendirilen kazalarda, arızanın gerçekten kaçınılmaz ve öngörülemeyen bir olay mı, yoksa gerekli bakımın yapılmaması veya aracın teknik şartlara aykırı şekilde trafiğe çıkarılması nedeniyle ortaya çıkan bir işletme kusuru mu olduğu araştırılmalıdır.

Sonuç olarak;

Tek taraflı trafik kazası, tek başına uzamış ceza zamanaşımını ortadan kaldırmadığı gibi, tek başına uzamış ceza zamanaşımının uygulanması sonucunu da doğurmaz.

Somut olayda suçun oluşup oluşmadığı ve uygulanacak ceza zamanaşımı süresi belirlendikten sonra KTK m.109/2'nin uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmelidir.

Sigortacıya süresi içinde başvurulması da ayrıca önem taşımakla birlikte, sigorta şirketine başvurunun tek başına zamanaşımını kestiği şeklindeki genel kabulden kaçınılmalı; zamanaşımının kesilmesi ve durması bakımından TBK'nın ilgili hükümleri ile somut olayda gerçekleştirilen dava, takip, ikrar veya ödeme gibi hukuki işlemler ayrıca incelenmelidir.

Bu yaklaşım, hem trafik kazalarından doğan destekten yoksun kalma tazminatlarında hem de bedensel zararların tazminine ilişkin taleplerde hak kayıplarının önlenmesi bakımından zorunludur.

 

Konu ile ilgili mahkeme Kararları :

 

 

                                T .C.

                          İSTANBUL

ANADOLU 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2011/503

KARAR NO : 2013/429

HAKİM :xxxxxxxxx

KATİP : xxxxxxxxx

DAVACILAR : 1- K.T

2- D. T. -

3- E. T.

[VEKİLİ] : Av. Y.A. 

DAVALILAR : 1- S. T. TAŞIMACILIK OTOMOTİV SAN TİC LTD ŞTİ 

 [VEKİLİ] : Av. xxxxxxxxx

2 - A. A. SİGORTA ŞİRKETİ - 

VEKİLİ : xxxxxxxxx

3 – Sürücü xxxxxxxxx

DAVA : Maddi- manevi tazminat

DAVA TARİHİ : 14/06/2011

KARAR TARİHİ : 27/06/2013

 

Mahkememizde görülmekte bulunan davanın yapılan açık yargılamasının sonunda;

 

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacılar vekili dava dilekçesi ile, davalılardan sürücü M.A.Z davalı şirket S.Turizm adına kayıtlı 34 .. ... plakalı araç ile 27.05.2009 günü müvekkili K.T'ye çarparak ağır yaralanmasına neden olduğunu, olay günü saat 19.00 sıralarında 34 .. ..... plakalı otobüs ile sokak arasına hızla giren sürücü yolda oynamakta olan müvekkili küçük Kaan Tanrıverdi'ye çarparak otobüsün altına aldığını ve bu şekilde sürüklediğini, müvekkili küçük şans eseri hayatta kaldığını fakat ağır şekilde yaralandığını, kaza sonucu küçüğün kalçası ve uyluğu 30-40 cm uzunluğunda derisi tamamen soyulmuş sol ayağı yaralanmış sol tarafı yaralanmış ve solunumu da azalarak hayati tehlike geçirdiğini ve acil olarak ameliyata alındığını, bu olay nedeniyle sanık sürücü hakkında Tuzla Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/550 esas sayılı dosyasında taksirle yaralama suçundan ceza davası açıldığını, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla ve sigorta şirketi yönünden poliçe limiti dahilinde ve maddi tazminatla sınırlı olarak şimdilik 1.000 TL maddi her bir müvekkili için 7.500 er TL olmak üzere toplam 22.500 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, yargılama giderlerinin davalılara yükletilmesini, alacağın teminat altına alınması bakımından 34 .. .... plakalı aracın kaydına tedbir konulmasını, vekalet ücreti ve yargılama masraflarının karşı yandan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı A. Sigorta vekili cevap dilekçesinde; husumet itirazında bulunduklarını, 6011 sayılı kanun, SGK, Genel Sağlık Sigortası Kanunlarında ve kararnamelerde yapılan değişikliklerle trafik sigortaları kapsamında talep edilmekte olan tedavi giderleri ve geçici işgörmezlik ödeneklerinin tasfiye usulü değiştirildiğini buna göre bu talepler SGK tarafından karşılanacağından müvekkili şirketin herhangi bir tazmin yükümlülüğü bulunmadığını, davayı hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte; 34 BD 6748 plakalı araç, 121948709 nolu 11.02.2009 - 2010 tarihli trafik belgesi poliçesi ile sigortalandığını, müvekkili şirketin, davalının sigortacısı olarak üçüncü kişilere verilen zarardan doğan sorumluluğu, kusur oranında ve işbu poliçe ile belirlenen trafik sigortası limitleriyle sınırlı olduğunu, davanın reddini istemiştir.

Davalı S.Turizm Taşımacılık Şirketi vekili cevap dilekçesinde; 27.05.2009 tarihinde gerçekleşen davaya konu olayda, davalı müvekkiline ait aracın sürücüsü Mehmet Ali Zaim araç ile seyir halinde iken, Kaan Tanrıverdi aniden yola fırlamasıyla kazaya ve bunun sonucunda maalesef kendi mağduriyetine sebep olduğunu, bu kazada M.A.Z.'in hiçbir kusuru bulunmadığını, bu nedenle tazminat davasının reddi gerektiğini, Tuzla 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/550 esas numaralı dosyasında, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki bütün tanık ifadelerine bakıldığında aracın olması gerekende fazla süratle hareket ediyor olduğu, sürücünün dikkatsiz olduğu, kazaya sebebiyet verecek herhangi bir tedbirsizlikte bulunulduğu yönünde tek bir tane dahi ifadeye rastlanmadığını, aksine bütün görgü tanıklarının ifadelerinde K.T'nin evlerinden yola doğru aniden koşarak çıktığı açık ve net bir şekilde belirtildiği, 26.04.2012 tarihli bilirkişi raporunu, davaya konu kazada kusuru bulunmayan araç sürücüsüne 30 oranında kusur izafe edilmesi ile olayda hukuki sorumluluğu bulunmayan davalı müvekkili bu oranda tazminat yükümlülüğüne sokacak kanaat uyandırması yönüyle kabul etmemekle davanın reddini istemiştir.

Dosya bilirkişiye tevdi edilerek kusur oranı için rapor istenmiştir. Bilirkişinin tanzim ettiği 26.04.2012 tarihli raporunda; davalı sürücü M.A.Z ve idaresindeki 34 .. .... plakalı araç, dava söz konusu kazadaki kusuru tali kusurlu olması sebebiyle 30 (yüzdeotuz) kusurlu olduğu, davacı yaya Kaan Tanrıverdi dava söz konusu kazada ki kusuru asli kusurlu olması sebebiyle 70 (yüzdeyetmiş) kusurlu olduğu belirtilmiştir.

Daha sonra maddi tazminat hesabı için dosyanın hesap bilirkişisine tevdiine karar verilmiştir. Bilirkişinin tanzim ettiği 20.07.2012 tarihli hesap raporunda; maddi tazminat alacağı 576,00 TL, K. T için manevi tazminat takdire bağlı (talep 7.500 TL) anne D. T için manevi tazminat (talep 7.500 TL) baba E. T için manevi tazminat (talep 7.500 TL) olduğu belirtilmiştir.

Davacı tarafın talebi üzerine davacı K. T Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesine gönderilerek, meydana gelen kaza sebebiyle yara izlerinin iyileşmesi için yapılacak estetik operasyonların SGK kurumu kapsamında kalıp kalmadığı ve tüm giderlerinin SGK tarafından karşılanıp karşılanmadığı sorulmuş ve hastane tarafından verilen, 15.01.2013 tarih 654511 sayılı raporda; sol kasık, sol kalça ve sırta uzanan greftli alan mevcut hastanın mevcut deformitesinin tam olarak düzeltilmesi mümkün olmadığı fakat doku genişletici ameliyatı uygulanarak bu alanın küçültülmesi mümkün olduğu, söz konusu operasyonun tüm giderleri SGK tarafından karşılandığı, söz konusu yöntem 2(iki) aşamalı ameliyat ile yapılmakta olduğu, hastanın bu dönem içinde 15-20 kez hastaneye gelmesi gerektiği belirtilmiştir.

Davacı tarafın talep ettiği pansuman giderleri konusunda doktor bilirkişi raporu istenmiş olup, Yrd. Doç. Dr. N. V'un tanzim ettiği 10.04.2013 tarihli raporunda; davacının SGK tarafından karşılanmayan iyileşme süresi içinde yaptığı tedavi ve yol gideri toplamının 1.280 TL olduğu belirtilmiştir. Ancak bulunan bu miktar SGK tarafından karşılanmayan giderin tamamı olduğundan kusur oranına göre hesaplandığında davalının 30 kusuruna isabet eden miktarın 384 TL olduğu mahkememizce hesaplanmıştır. Bilirkişi raporu yeterli olduğundan davacı tarafın ek rapor talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre; 27.05.2009 günü meydana gelen trafik kazasında davacı küçük K T'nin yaralandığı, diğer davacılardan D T'nin Kaan'ın annesi, E T'nin ise babası olduğu, dosyada mevcut 26.04.2012 tarihli kusur raporuna göre davalı sürücü M A Z'in 30 oranında, davacı yaya K T'nin ise 70 oranında kusurlu olduğu, yaralı K T'nin yaralarının iyileşmesi için gerekli estetik operasyonların giderlerinin SGK tarafından karşılanacağı, davacı tarafın yaptığı tedavi giderlerinden davalının kusur oranına isabet eden miktarın alınan bilirkişi raporlarına göre (576,00 + 384,00) 960 TL olduğu anlaşıldığından, d avacı tarafın maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, 960,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafın fazlaya ilişkin talebinin reddine, ayrıca kazanın meydana geldiği tarih, kusur oranı, küçük K'ın yaralanma derecesi, anne- babanın çektiği ızdırap, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile hak ve adalet ilkeleri dikkate alınarak davacı tarafın manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, davacı Kaan için 5.000 TL, diğer davacılar için 2.500 TL olmak üzere toplam 10.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılar M A Z ve S Tur. Taş. Oto. San. Tic. Ltd. Şti. den müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: yukarıda açıklanan sebeplerle:

1- Davacı tarafın maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, 960,00 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 27.05.2009 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafın fazlaya ilişkin talebinin reddine,

2- Davacı tarafın manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, davacı Kaan için 5.000 TL, diğer davacılar için 2.500 TL olmak üzere toplam 10.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 27.05.2009 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılar M A Z ve S Tur. Taş. Oto. San. Tic. Ltd. Şti. den müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,

3- Maddi tazminat yönünden peşin alınan 69,80 TL harçtan alınması gereken 65,58 TL harcın mahsubu ile 4,22 TL harcın manevi tazminatta dikkate alınmasına, davacının peşin yatırdığı ve mahsup edilen 65,58 TL harcın tüm davalılardan alınarak davacılara verilmesine,

Manevi tazminat yönünden, maddi tazminattan artan 4,22 TL harcın mahsubu ile bakiye 678,88 TL harcın davalılar M A Z ve S Tur. Taş. Oto. San. Tic. Ltd. Şti.den alınmasına, davacının peşin yatırdığı ve mahsup edilen 4,22 TL harcın davalılar M A Z ve S Tur. Taş. Oto. San. Tic. Ltd. Şti.den alınarak davacıya verilmesine,

4- Maddi tazminat yönünden, davacılar vekili için 400 TL vekalet ücretinin tüm davalılardan alınarak davacılara verilmesine,

Maddi tazminat yönünden, reddedilen kısım için 400 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak kendisini vekil ile temsil eden davalılara verilmesine,

5- Manevi tazminat yönünden, davacılar vekili için 1.320 TL vekalet ücretinin davalılar M A Z ve S Tur. Taş. Oto. San. Tic. Ltd. Şti.den alınarak davacılara verilmesine,

Manevi tazminat yönünden reddedilen miktar yönünden davalı şirket vekili için 1.320 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı S Tur. Taş. Oto. San. Tic. Ltd. Şti.ne verilmesine,

6- Maddi ve manevi tazminat için yargılama gideri müştereken yapıldığından, davacının bu dava sebebiyle yaptığı, başvurma harcı 18,40 TL, bilirkişi ücretleri toplamı 800 TL, posta ve davetiye gideri 95 TL olmak üzere toplam 913,40 TL yargılama giderinden kabul ve red oranı dikkate alınarak hesap ve takdir edilen 600 TL yargılama giderinin tüm davalılardan alınarak davacılara verilmesine, bakiyesinin davacılar üzerinde bırakılmasına,

7- Gider avansından artan miktarın karar kesinleştiğinde davacılara iadesine,

Dair, davacılar vekili ile davalı S Tur. vekilinin yüzünde diğer davalıların yokluğunda, maddi tazminat yönünden kesin, manevi tazminat yönünden tebliğden itibaren 15 gün içinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesine temyizi kabil olmak üzere karar verildi. 27/06/2013

Katip 96964                                        Hakim 24418

Diğer Makaleler