İş kazasında hukuki haklar

İŞ KAZASI SONRASINDA İŞÇİNİN VE YAKINLARININ DERHAL YAPMASI GEREKENLER

 

 

İşyerlerinde meydana gelen iş kazaları, yalnızca işçinin o anda yaşadığı yaralanmadan ibaret değildir. Bir iş kazası; işçinin çalışma gücünü, gelirini, aile düzenini ve geleceğini yıllarca etkileyebilecek sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle ağır yaralanma, uzuv kaybı veya kalıcı iş göremezlik hâllerinde işçinin karşı karşıya kaldığı zarar, kazanın meydana geldiği günle sınırlı kalmamakta; kişinin çalışma hayatının geri kalanını ve ailesinin ekonomik durumunu dahi etkileyebilmektedir.

Buna rağmen uygulamada, iş kazasının hemen sonrasında yapılması gereken bazı işlemlerin ihmal edildiği, kazanın gerçek niteliğinin gizlendiği, olay yerinin değiştirildiği veya delillerin ortadan kaldırıldığı ve işçinin kusurlu gösterilmeye çalışıldığı örneklerle sıkça karşılaşılmaktadır.

Bu nedenle iş kazasının hemen ardından yapılacak işlemler, daha sonra yürütülecek ceza soruşturması, SGK işlemleri ve maddi-manevi tazminat davası bakımından son derece önemlidir.

1. Hastanede kazanın gerçek niteliği mutlaka belirtilmelidir

İş kazası geçiren işçi, öncelikle sağlık kuruluşunda yaşanan olayın gerçek niteliğini açıkça anlatmalıdır.

İşverenin;

“Bütün masraflarını ben karşılayacağım.”

“Sen merak etme, bütün zararını ödeyeceğim.”

“Hastanede iş kazası olduğunu söyleme.”

şeklindeki sözlerine kesinlikle güvenilmemelidir.

İşçi, sağlık personeline olayın işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana geldiğini ve bir iş kazası olduğunu açıkça bildirmelidir.

Uygulamada zaman zaman işçinin hastaneye götürülmesi sırasında olayın “evde meydana gelen kaza”, “düşme”, “spor kazası” veya başka bir olay şeklinde anlatıldığı görülmektedir. Bu tür gerçeğe aykırı beyanlar, daha sonra kazanın iş kazası olduğunun ispatını ciddi biçimde güçleştirebilir.

Bu nedenle mümkünse hastane kayıtlarında olayın oluş şekli açıkça belirtilmeli; örneğin “işyerinde çalışırken makineden yaralanma”, “işyerinde yüksekten düşme”, “iş için kullanılan araçla meydana gelen trafik kazası” gibi olayın gerçek oluş biçimi kayıtlara geçirilmelidir.

Burada amaç yalnızca tıbbi tedavinin doğru yapılması değildir. İlk sağlık kayıtları, ileride olayın nasıl meydana geldiğinin ispatında da önemli bir delil niteliği taşıyabilir.

2. İşe gidip gelirken veya işin yürütümü sırasında meydana gelen trafik kazaları da ayrıca değerlendirilmelidir

İş kazası yalnızca işçinin işyerindeki makine veya ekipman nedeniyle yaralanması anlamına gelmez.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında, işçinin işverence yürütülmekte olan iş nedeniyle görevlendirildiği bir yerde bulunduğu sırada meydana gelen olaylar ile işveren tarafından sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere götürülüp getirildiği sırada meydana gelen kazalar da şartlarına göre iş kazası kapsamında değerlendirilebilir.

Bu nedenle işçinin;

  • işveren tarafından görevlendirilerek başka bir yere gönderildiği sırada,

  • iş için araç kullanırken,

  • işverenin sağladığı servis aracıyla işin yapıldığı yere götürülüp getirildiği sırada,

  • işin yürütümü nedeniyle başka bir yere giderken

geçirdiği trafik kazalarının iş kazası niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır: ev ile işyeri arasındaki her trafik kazası kendiliğinden iş kazası değildir. Özellikle işçinin kendi aracıyla normal şekilde işe gidip gelirken geçirdiği kazalarda olayın 5510 sayılı Kanun anlamında iş kazası olup olmadığı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla trafik kazasının niteliği konusunda peşin ve yanlış bir kabulle hareket edilmemeli; olayın hangi nedenle ve hangi araçla gerçekleştiği ayrıntılı biçimde tespit edilmelidir.

3. Kolluk kuvvetlerine olayın gerçek şekli bildirilmelidir

İş kazasının hemen ardından kolluk kuvvetlerinin olaydan haberdar edilmesi büyük önem taşımaktadır.

5510 sayılı Kanun uyarınca 4/a kapsamındaki sigortalıların iş kazası geçirmesi hâlinde işverenin kazayı yetkili kolluk kuvvetlerine derhal, Sosyal Güvenlik Kurumuna ise kazadan sonraki üç iş günü içerisinde bildirme yükümlülüğü bulunmaktadır.

Dolayısıyla işverenin “ben zaten bildiririm” demesiyle yetinilmemelidir.

İşçi veya işçinin yakınları, olayın niteliğini kolluk kuvvetlerine de doğru biçimde anlatmalıdır.

Olayın meydana geldiği yerin;

  • polis bölgesinde olması hâlinde polise,

  • jandarma bölgesinde olması hâlinde jandarmaya

bildirilmesi ve gerekli tutanakların düzenlenmesi sağlanmalıdır.

Kolluk görevlilerinin olay yerine gitmesi, olay yerini incelemesi, görgü tanıklarını belirlemesi, gerekli tespitleri yapması ve olayın oluş biçimini tutanağa bağlaması ileride açılacak ceza ve hukuk davaları bakımından son derece önemlidir.

Kolluk görevlilerinin gerekli işlemleri yapmadığı düşünülüyorsa bu husus tutanak veya dilekçe ile kayıt altına alınmalı; gerektiğinde Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulmalıdır.

4. İş kazası olay yeri mümkün olduğu ölçüde korunmalı ve fotoğraflanmalıdır

İş kazalarının önemli bir bölümü, olaydan hemen sonra işyerinde yapılan değişiklikler nedeniyle daha sonra tam olarak aydınlatılamamaktadır.

Örneğin;

  • makinenin koruyucu kapağı takılabilmekte,

  • arızalı ekipman değiştirilebilmekte,

  • iş güvenliği tedbirleri sonradan alınabilmekte,

  • zemindeki tehlike ortadan kaldırılabilmekte,

  • çalışma alanı temizlenebilmekte,

  • işçilerin çalışma pozisyonları ve kullanılan ekipman değiştirilebilmekte,

  • kamera kayıtları silinebilmektedir.

Bu nedenle olaydan hemen sonra mümkün olduğu ölçüde olay yerinin fotoğraf ve video kayıtlarının alınması büyük önem taşımaktadır.

İşçinin iş arkadaşları, olay yerinin mevcut hâlini fotoğraflayabilir; kazaya neden olduğu düşünülen makine, ekipman, koruyucu sistemler, çalışma alanı, zemin, merdiven, iskele, vinç, elektrik tesisatı ve benzeri unsurların görüntülerini kayda alabilirler.

Ancak burada amaç olay yerine müdahale etmek değil, mevcut durumun bozulmadan belgelenmesini sağlamaktır.

Fotoğrafların hangi tarihte ve hangi olay nedeniyle çekildiğinin ayrıca açıklanması ve mümkünse olayın görgü tanıkları tarafından imzalanmış bir tutanakla desteklenmesi yararlı olacaktır.

5. Kamera kayıtları ve elektronik deliller mutlaka korunmalıdır

Günümüzde iş kazalarının aydınlatılmasında kamera kayıtları son derece önemli hâle gelmiştir.

İşyerinde kamera sistemi bulunuyorsa;

  • olay anına ilişkin kamera kayıtları,

  • olaydan önceki ve sonraki kayıtlar,

  • işçinin çalışma alanını gösteren kameralar,

  • giriş-çıkış kayıtları,

  • kartlı geçiş kayıtları,

  • vardiya çizelgeleri,

  • GPS kayıtları,

  • araç takip kayıtları,

  • iş emri ve görevlendirme kayıtları

mümkün olduğu ölçüde muhafaza edilmelidir.

Özellikle kamera kayıtlarının belirli bir süre sonra otomatik olarak silindiği dikkate alınarak, bu kayıtların korunması konusunda derhal yazılı talepte bulunulması önemlidir.

6. Tanıkların isimleri hemen belirlenmelidir

İş kazasının en önemli delillerinden biri tanık anlatımlarıdır.

Kazayı gören işçilerin;

  • ad ve soyadları,

  • telefon numaraları,

  • olay sırasında hangi bölümde bulundukları,

  • olaydan önce ne gördükleri,

  • kazanın nasıl gerçekleştiği

mümkün olduğunca erken tespit edilmelidir.

Çünkü iş kazasından sonra işyerindeki işçilerin işten ayrılması, başka bölümlere gönderilmesi veya işverenle aralarındaki çalışma ilişkisinin sona ermesi mümkündür.

Tanıkların olayın üzerinden uzun zaman geçtikten sonra bulunmaya çalışılması, ispat bakımından ciddi güçlükler yaratabilir.

7. İş kazası SGK'ya mutlaka bildirilmelidir

İş kazasının SGK'ya bildirilmesi son derece önemlidir.

4/a kapsamında çalışan işçiler bakımından işverenin kazayı SGK'ya bildirme yükümlülüğü, kazanın meydana geldiği tarihten sonraki üç iş günü içerisindedir. İşverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelen bazı kazalarda sürenin başlangıcı, işverenin kazayı öğrendiği tarihe göre belirlenmektedir.

İşverenin bildirim yapmaması hâlinde işçi veya yakınları SGK'ya başvurarak olayın iş kazası olduğunu bildirebilir ve gerekli incelemenin yapılmasını talep edebilir.

SGK tarafından iş kazasının araştırılması sonucunda olayın iş kazası olduğunun kabul edilmesi, ileride yapılacak sosyal güvenlik ve tazminat işlemleri bakımından önemli bir aşamadır.

SGK'nın güncel açıklamalarına göre iş kazası sigortası kapsamında sigortalıya; şartları oluştuğunda geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri ve ölüm geliri gibi haklar sağlanabilmektedir.

8. İş kazası ile ilgili sağlık kurulu ve maluliyet işlemleri ihmal edilmemelidir

İş kazasından sonra tedavi süreci tamamlandıktan sonra işçinin kalıcı bir sağlık sorunu bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir.

Burada önemli bir kavram sürekli iş göremezlik derecesidir.

SGK'nın güncel açıklamasına göre iş kazası sonucunda oluşan hastalık veya engellilik nedeniyle, Kurum Sağlık Kurulunca sigortalının meslekte kazanma gücünün en az %10 oranında azaldığının tespit edilmesi hâlinde sürekli iş göremezlik geliri bağlanabilmektedir.

Dolayısıyla iş kazası geçiren işçinin “nasıl olsa iyileştim” diyerek dosyayı kapatması doğru değildir.

Tedavi süreci tamamlandıktan sonra;

  • kalıcı hasar bulunup bulunmadığı,

  • iş kazası nedeniyle oluşan arızaların niteliği,

  • meslekte kazanma gücü kaybı oranı,

  • sürekli iş göremezlik derecesi

konusunda gerekli sağlık ve SGK işlemlerinin yapılması gerekir.

Burada ayrıca önemli bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmek gerekir:

Sürekli iş göremezlik geliri ile malulen emeklilik aynı hukuki kurum değildir.

İş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik geliri bağlanması için esas alınan ölçüt, iş kazası sonucu meslekte kazanma gücünün en az %10 oranında azalmış olmasıdır.

9. İşverenin iş kazası sonrasında yaptığı değişiklikler ayrıca incelenmelidir

İş kazasının meydana gelmesinden sonra işveren tarafından yapılan işlemler, kazanın gerçek nedeninin ortaya çıkarılması bakımından önem taşıyabilir.

Örneğin kazadan hemen sonra;

  • makinenin değiştirilmesi,

  • koruyucu tertibatın takılması,

  • çalışma alanının yeniden düzenlenmesi,

  • iş güvenliği ekipmanlarının sonradan temin edilmesi,

  • işçiye sonradan eğitim verilmesi

gibi işlemler yapılmışsa bunların tarihleri ve nedenleri ayrıca araştırılmalıdır.

Çünkü kazadan sonra alınan bir tedbir, bazı hâllerde kazadan önce aynı tedbirin bulunmadığını gösterebilecek önemli bir olgu olabilir.

Bu nedenle iş kazasının yalnızca “işçi nasıl düştü?” şeklinde değerlendirilmesi yeterli değildir. Asıl araştırılması gereken hususlardan biri de “Bu kazanın meydana gelmesini önlemek için işveren tarafından alınması gereken tedbirler alınmış mıydı?” sorusudur.

10. İşverenin kusuru ve iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri araştırılmalıdır

İşverenin sorumluluğunun belirlenmesinde yalnızca kazanın meydana gelmiş olması yeterli değildir.

Kazanın hangi iş sağlığı ve güvenliği eksikliği nedeniyle meydana geldiği, işverenin gerekli önlemleri alıp almadığı, işçinin eğitimlerinin verilip verilmediği, risk değerlendirmesinin yapılıp yapılmadığı, kullanılan ekipmanın mevzuata uygun olup olmadığı, kişisel koruyucu donanımların sağlanıp sağlanmadığı ve işin gözetim ve denetiminin gereği gibi yapılıp yapılmadığı araştırılmalıdır.

Bu nedenle iş kazası sonrasında;

  • risk değerlendirmesi,

  • iş güvenliği eğitimleri,

  • çalışanların eğitim belgeleri,

  • iş sağlığı ve güvenliği talimatları,

  • kişisel koruyucu donanım teslim tutanakları,

  • periyodik kontrol belgeleri,

  • bakım kayıtları,

  • iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi kayıtları,

  • vardiya ve puantaj kayıtları,

  • iş organizasyonuna ilişkin belgeler

gibi belgelerin muhafaza edilmesi önemlidir.

11. İş kazası nedeniyle maddi tazminat hakkı bulunmaktadır

İş kazası sonucunda zarar gören işçi, şartları oluştuğu takdirde işverenden maddi tazminat talep edebilir.

Maddi zarar kapsamında somut olayın özelliklerine göre;

  • geçici iş göremezlik nedeniyle oluşan zararlar,

  • çalışma gücü kaybından doğan zararlar,

  • tedavi ve bakım giderleri,

  • ileride yapılması gereken tedavi ve bakım giderleri,

  • ekonomik geleceğin zarar görmesinden kaynaklanan zararlar,

  • sürekli iş göremezlik nedeniyle çalışma gücünde meydana gelen azalma

gibi zarar kalemleri gündeme gelebilir.

Ancak iş kazasından kaynaklanan maddi tazminatın hesabı, yalnızca “işçi ne kadar maaş alıyordu?” sorusundan ibaret değildir.

İşçinin yaşı, ücreti, çalışma süresi, iş göremezlik derecesi, kusur oranları, aktif ve pasif çalışma dönemi, SGK tarafından bağlanan gelirler ve bunların peşin sermaye değeri gibi birçok unsur hesaplamada dikkate alınmaktadır.

12. SGK tarafından bağlanan gelir ile işverenden istenebilecek tazminat arasındaki ilişki

İş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davalarında önemli konulardan biri de SGK tarafından sağlanan sosyal güvenlik yardımları ile işverenden istenebilecek maddi tazminat arasındaki ilişkidir.

Yargıtay uygulamasında temel yaklaşım, işçinin gerçek zararının belirlenmesi ve SGK tarafından karşılanan kısmın mükerrer biçimde işverenden talep edilmemesidir.

Bu nedenle tazminat hesabında SGK tarafından bağlanan gelirin peşin sermaye değeri de dikkate alınmaktadır.

Başka bir ifadeyle, işçinin uğradığı zarar ile SGK tarafından karşılanan zarar kalemlerinin birbirinden ayrılması ve aynı zararın iki kez tazmin edilmesinin önlenmesi gerekir.

Bu hesaplama teknik ve aktüeryal bir hesaplama olduğundan, iş kazası tazminatının “maaş × maluliyet oranı” gibi basit bir yöntemle hesaplanması doğru değildir.

13. %10'un altındaki iş göremezlik hâlinde de tazminat hakkı ortadan kalkmaz

Burada özellikle altı çizilmesi gereken bir başka husus vardır:

SGK tarafından sürekli iş göremezlik geliri bağlanabilmesi için %10 eşiğinin bulunması, %10'un altında iş göremezliği bulunan işçinin işverenden hiçbir maddi tazminat talep edemeyeceği anlamına gelmez.

SGK bakımından sürekli iş göremezlik geliri bağlanması ile işverenin hukuki sorumluluğu farklı meselelerdir.

İş kazası nedeniyle işçinin çalışma gücünde veya ekonomik geleceğinde zarar meydana gelmişse, işverenin sorumluluğunun koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla “%10'un altında çıktı, artık tazminat alamaz” şeklindeki yaklaşım doğru değildir.

14. İşçinin gerçek ücretinin tespiti büyük önem taşır

İş kazası tazminatlarında en önemli konulardan biri de işçinin gerçek ücretinin belirlenmesidir.

İşveren tarafından SGK'ya düşük ücret bildirildiği hâlde işçinin gerçekte daha yüksek ücretle çalışması hâlinde, tazminat hesabının gerçek ücret üzerinden yapılması gündeme gelebilir.

Bu nedenle;

  • banka kayıtları,

  • bordrolar,

  • işyeri kayıtları,

  • ücret ödeme belgeleri,

  • emsal işçi ücretleri,

  • işçinin yaptığı işin niteliği,

  • tanık anlatımları

gibi deliller önem taşır.

Dolayısıyla işçinin ücretinin yalnızca SGK kayıtlarında görünen tutardan ibaret olduğu düşünülmemelidir.

15. Manevi tazminat hakkı da bulunmaktadır

İş kazası geçiren işçinin yalnızca ekonomik zararları söz konusu değildir.

İşçinin kazada yaşadığı acı, elem ve ızdırap, bedensel bütünlüğünün zarar görmesi, kalıcı sağlık sorunları yaşaması, çalışma hayatının olumsuz etkilenmesi ve yaşam kalitesindeki düşüş gibi olgular manevi zarar bakımından önem taşır.

Bu nedenle şartları oluştuğunda işçi, işverenden manevi tazminat da talep edebilir.

Manevi tazminatın amacı işçiyi zenginleştirmek değil, yaşanan bedensel ve ruhsal zararın ağırlığı karşısında uygun bir manevi giderim sağlamaktır.

Manevi tazminatın miktarı belirlenirken;

  • olayın meydana geliş şekli,

  • işverenin kusurunun ağırlığı,

  • işçinin kusuru,

  • yaralanmanın niteliği,

  • maluliyet oranı,

  • işçinin yaşı,

  • tedavi süreci,

  • çekilen acı ve ızdırap,

  • kalıcı hasarın bulunup bulunmadığı,

  • tarafların sosyal ve ekonomik durumları

gibi somut olayın özellikleri dikkate alınmaktadır.

Dolayısıyla her iş kazası için önceden belirlenmiş sabit bir manevi tazminat miktarından söz etmek mümkün değildir.

16. İş kazası aynı zamanda ceza soruşturmasına da konu olabilir

İş kazası yalnızca bir tazminat uyuşmazlığı değildir.

Somut olayın özelliklerine göre işveren, işveren vekili, iş güvenliği bakımından sorumlu kişiler veya başka kişilerin eylemleri ceza hukuku bakımından da sorumluluk doğurabilir.

Özellikle iş güvenliği tedbirlerinin alınmaması, gerekli denetimlerin yapılmaması veya mevzuata aykırı çalışma koşullarının kazaya neden olması hâlinde Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülebilir.

Bu nedenle iş kazası meydana geldiğinde yalnızca “işveren tazminat öder mi?” sorusuna odaklanılmamalıdır.

Aynı zamanda;

Kazanın nedeni nedir?

Hangi güvenlik tedbiri alınmamıştır?

Kimlerin sorumluluğu bulunmaktadır?

Kaza öngörülebilir ve önlenebilir miydi?

soruları da cevaplandırılmalıdır.

17. İş kazası sonrasında “ibraname” ve “sulh” belgeleri konusunda çok dikkatli olunmalıdır

İş kazasından hemen sonra işçiye bazı belgeler imzalatılmak istenebilir.

Örneğin;

  • “Tüm haklarımı aldım.”

  • “İşverenden herhangi bir alacağım yoktur.”

  • “Şikâyetçi değilim.”

  • “İşverenin kusuru yoktur.”

  • “Kendi hatam nedeniyle yaralandım.”

şeklindeki belgelerle karşılaşılabilir.

İşçi, özellikle henüz tedavisi tamamlanmadan, maluliyet durumu belli olmadan ve gerçek zararı ortaya çıkmadan herhangi bir belgeyi aceleyle imzalamamalıdır.

İş kazasının sonuçları çoğu zaman olaydan hemen sonra tam olarak ortaya çıkmadığından, gerçek zarar miktarı ve sürekli iş göremezlik derecesi belirlenmeden yapılan işlemlerin hukuki sonuçları ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu nedenle iş kazası sonrasında imzalanması istenen belgelerin bir hukukçu tarafından incelenmesi büyük önem taşımaktadır.

SONUÇ: İŞ KAZASINDA İLK SAATLER VE İLK GÜNLER ÇOK ÖNEMLİDİR

İş kazası geçiren bir işçinin haklarını koruyabilmesi, yalnızca kazadan sonra dava açmasına bağlı değildir.

Asıl önemli olan, daha ilk andan itibaren olayın doğru şekilde kayda geçirilmesi, delillerin korunması ve gerekli kurumların harekete geçirilmesidir.

Bu nedenle iş kazası meydana geldiğinde mümkün olduğu ölçüde;

  1. Hastanede olayın gerçek niteliği açıkça “iş kazası” olarak bildirilmelidir.

  2. Tıbbi kayıtlarda kazanın oluş şeklinin doğru şekilde yer alması sağlanmalıdır.

  3. Kolluk kuvvetlerine olay derhal bildirilmelidir.

  4. Olay yeri değiştirilmeden mümkün olduğunca fotoğraf ve video ile belgelenmelidir.

  5. Kamera kayıtlarının korunması için derhal talepte bulunulmalıdır.

  6. Kazayı gören tanıkların kimlik ve iletişim bilgileri tespit edilmelidir.

  7. SGK'ya iş kazası bildiriminin yapılıp yapılmadığı kontrol edilmelidir.

  8. Gerekirse SGK'ya ayrıca başvurularak olayın iş kazası yönünden incelenmesi istenmelidir.

  9. Tedavi ve sağlık kurulu raporları eksiksiz biçimde muhafaza edilmelidir.

  10. Sürekli iş göremezlik derecesinin belirlenmesi için gerekli işlemler takip edilmelidir.

  11. İşverenin kusuru ve iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ayrıntılı şekilde araştırılmalıdır.

  12. Maddi ve manevi tazminat hakları bakımından hukuki süreç geciktirilmemelidir.

  13. İş kazası sonrasında işçiye imzalatılmak istenen ibraname, feragat ve sulh belgeleri dikkatle incelenmelidir.

Unutulmamalıdır ki iş kazası, yalnızca işçinin başına gelen talihsiz bir olay değildir. Çoğu zaman arkasında alınmayan bir iş güvenliği tedbiri, yapılmayan bir denetim, eksik verilen bir eğitim veya hatalı bir iş organizasyonu bulunmaktadır.

Bu nedenle iş kazasının gerçek nedeninin ortaya çıkarılması yalnızca yaralanan işçinin değil, aynı işyerinde çalışan bütün işçilerin güvenliği açısından da önemlidir.

İşçinin çalışma arkadaşlarının olayın gerçek şeklini gizlemek yerine doğru biçimde anlatması, olay yerinin korunmasına yardımcı olması ve bildikleri hususlarda tanıklık yapması, yalnızca kazaya uğrayan işçiye değil, aynı işyerindeki diğer çalışanlara karşı da önemli bir sorumluluktur.

İş kazasının hemen ardından toplanan her delil, tutulan her doğru tutanak ve yapılan her doğru bildirim, ileride işçinin haklarını arayabilmesi açısından büyük önem taşıyabilir.

İş kazası meydana geldikten sonra yapılması gereken en önemli şey, olayı gizlemek veya geçiştirmek değil; kazanın gerçek nedenlerini ortaya çıkarmak, sorumluları belirlemek ve işçinin uğradığı zararın hukuk çerçevesinde giderilmesini sağlamaktır.

Diğer Makaleler